×


GİRİŞ YAP





GİRİŞ YAP
Üyeliğin yok mu? ÜYE OL.

188 kez okundu

AB ve Ürdün'den kınama gelmesine rağmen yerleşim yerlerine genişletilmesi, İsrail'in Arap dünyası ile normalleşme hızını yavaşlatmayacak ve Filistin devletinin geleceğini baltalamayacak. Bunlar olurken İsrail'in Körfez Arap müttefiklerinden diplomatik bir tepkide yok. İsrail, Batı Şeria'nın bazı kısımlarını güvence altına almak ve sonuçsuz bir Filistin devletini baltalamak için uluslararası protestolara rağmen uzun vadeli strateji yerleşimlerini sürdürecek. Arap devletleri için İsrail ile yeni bağların faydaları Filistin davasını savunmanın avantajlarından ağır basmaktadır. Bölgesel rekabetler öne çıktığı sürece, hiçbir büyük Arap ülkesi ilişkileri zorlayabilecek resmi bir tepki gelmeycektir. Bununla birlikte, İsrail'in yerleşim stratejisi ve başlıca Arap ülkeleri politika değişikliği Ürdün'ün geleceği için belirsizlik yaratıyor.
 
Yıllar geçtikçe Ürdün'ün önemi azaldı. Zengin petrol gelirleri, Körfez ülkelerini, 2000'li yıllardan önce önemli kaynaklar olarak kabul edilen Ürdün'ün teknolojik bilgi birikimini ve insan kaynaklarını aşan kalkınma projelerini sürdürmeye teşvik etti. Dahası, İran tehdidi Arap uluslarını Ürdün'ün kapasitesinden önemli ölçüde daha büyük Batılı müttefikler aramaya itiyor.
 
Bu hamleler, Ürdün'ü İsrail için daha az önemli hale getiriyor. Körfez Ülkeleri ile İsrail arasındaki normalleşmede Ürdün'ün rolü yok. 1993'te FKÖ ile İlkelerin açıklanmasının ve Oslo Anlaşmasının ardından İsrail, Filistinlilerle doğrudan müzakere ve iletişim kurma aracına sahip.
 
Bu gelişmeler Kral Abdullah'ı endişelendiriyor. Ürdün, İsrail'in Filistinlileri Ürdün'e nakletmek istediğine inanıyor. Ürdün, " Ürdün Filistin olduğunu" iddia etmeye çalışan bazı şahin İsraillilere karşı tepkili. Muashar (Ürdün Dışişleri Bakanı) uyarısında bu söylemlerin barışın sonu olabileceğini İsraillilere soyledi. Örneğin Ürdün, bir İsrail saldırısını Ürdün Nehri boyunca püskürtmeyi simüle eden bir askeri tatbikat gerçekleştirdi. İsrail'e yönelik bir öfke mesajıydı.  
 
Bu arada bu gelismeler demokrasiyi Ürdün’de azaltıyor. Parlamento içinde (130 sandalye üzerinden) 10 sandalyeye sahip Müslüman Kardeşlerin bir kolu olan İslami Eylem Cephesi olarak adlandırılan parti Ürdün parlamentosunda bastirildi. Zira  ülkedeki Filistinlileri etkileyebilecek ve Ürdün istikrarı bozabilecek herhangibi olaya veya oluşumu artik kendine bir risk olarak görmeye başladı. Dahası, öğretmenler derneğinin hükümetin maaşı dondurma kararına karşı protestoları Ürdün siyasi hayatında demokrasinin zayıfladığını gösteriyor. Üstelik işsizlik oranı 24% olup ve nüfusun 40%'I calışırken bu durum ekonominin donuk yapısını vurgulamaktadır.
 

Ürdün yıllarca kilit bir rol oynadı ve bir zamanlar İsrail'in liderliğiyle olumlu ilişkiler kurdu. Ancak, çoğu Arap ülkesi ve İsrail endişelerini görmezden gelse de jeopolitik tehdit Ürdün'ü köşeye sıkıştırmaya başladı. Ürdün, Suriye'nin güneyinde devam eden sürtüşme ve Irak'taki IŞİD tehditleriyle mücadele etmek zorunda. Dahası, daha fazla Filistinli Ürdün'e grime ihtimali, ülkenin demografisini değiştirecek ve monarşinin geleneksel gücünü zayıflatacaktır. Dahası, güney Ürdün'deki Bedeviler, daha fazla yoksulluk altında, Suudilerin yanında yer alma olasılıkları daha yüksek. İsrail'in ilhakı Ürdün nehrinin doğusuna gölge düşürürken ve Ürdün'ün demografik endişeleri göz ardı edildiğinde, Ürdün hayatta kalma riski ile dengeyi sürdürme arasında seçim yapmaya zorlanacaktır. Bu durum istenmeyen süpriz sonuçlara gebe olabilir.